dünyanın bir yerinde eğlence olsun diye yunusları kesip biçip kan gölüne dönüştürüyorlar denizin güzelim mavisini.
nükleer santraller kurup havamızı zehirliyorlar,içtiğimiz çayın kırmızısı kahverengi bugünlerde.
havaalanlarında yatan, ağlayan, evine gitmeye uğraşan insanlar var doğa ana artık patladı yapılanlara diye.
adalet desen kalmamış.
hukukçu bir arkadaşımla konuştum geçenlerde.aslında kendisi ne hukukçu ne de arkadaşım.bir avukat, kendisinin çantalı hırsız olması,kurnaz olması,bildiklerinin doğruluğu karşısındakinin yanlışlığı o kadar büyük zevk verir ki kendisine,ben adaletten haktan bahsettiğimde bana bu içi boşaltılmış kavramlara hala inandığım için acıdı,kapitalist sistemde nasıl ayakta duracağıma dair tavsiyeler yağdırdı.biliyorum ki binlercesi böyle.biliyorum ki artık ben de her ne kadar lüks sayılacak bir evde yaşasam da şimdilerde böyle bir evde yaşamak için ruhunuzu satmanız gerekcektir,sistem elinize 3 kuruş para verince 5 kuruşunu geri isteyecektir,siz de indirip pantolonunuzu arkanızı dönüp vermekten haz duyar hale geleceksiniz.ah durun yoksa geldiniz mi?daha yeni başladık oysa yola...
telefonum çaldı şimdi:
-aloo!nerde o savaş?
-savaş mı?yanlış numarayı aradınız sanırım.
-pardon pardon.
savaşı aradıysanız yanımda değil pek sevmem kendisini zaten,siz peşinden koşmak isterseniz buyrun tutacak halim kalmadı.
yeyin birbirinizi.o kadar istekle akıyor ki salyalarınız.aranıza girip üstümü kirletmek istemiyorum bugün.daha önemli işlerim var değer yargılarımla...
inandığınız kelimeler,giydiğiniz kıyafetler,saç kesiminiz,kitaplarınız...her biri öyle çok farklı kombinasyonda tekerrür ettirilecek ki bu markalar dünyasında;
kavramlarınızdan,inançlarınızdan,tarzınızdan ödün vereceksiniz, farklı olmak adına aynılaşmaya sürükleneceksiniz?yoksa sürüklendiniz mi bile?özür dilerim ben de belki öyle...
20 Nisan 2010 Salı
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder