4 Haziran 2010 Cuma

avrupa insan hakları sözleşmesi diye bir şey var;şiddete, ırkçılığa teşvik varsa erişimi engelleyebilirsin,özel hayata saldırı varsa da mümkün ama bunu bir ahlak anlayışı halinde değerlendirirseniz,yaptığınız sansürcülük faşizmden öteye gitmez.pratik yaptırımlar mümkünse bunlar uygulanmalıdır ki düşününce en basit para cezaları ya da ilgili video veya yayına sansür mümkün olabilir ama bir sitenin engellenmesi hatta google'a bu tür bir erişim sınırlaması getirilmesi inanılmaz!
i-nanılmaz!
bu ülkenin siyasi anlayışı bakmaya başladığımdan beri beni şaşırtıyor ama gülemiyorum...

2 Haziran 2010 Çarşamba

kahraman, kol kanat geren türkiye imajı mnidemi bulandırıyor. böyle bir durumdan bile rant sağlamaya çalışan pis siyasetten tiksiniyorum. bu bir müslüman-musevi kavgası değil. insanların o hale getirmelerinden nefret ediyorum.
götümüzü daha kimlere dayamaya çalışarak geçirecez bu ömrü?
bağımsız olmayı ne zaman öğrenecek bu millet?

zengin ya da prestiji yüksek bi ülkede yaşamaktansa insan onuruna hayatına ve özgürlüğüne düşkün bir ülkede yaşamak isterdim.

var mı öyle bir yer?

31 Mayıs 2010 Pazartesi

israil sana zaten söylemiş demiş ki gelirsen bitersin.gitmeye devam etme o zaman,ha illa gideceksen destek güç al öyle git,çoluk çocuk var o gemilerde.
hiç bir şey gazze halkına yıllardır yapılan zulmü haklı çıkaramaz,az sayıda ama güçlü ve gözü dönmüş bir kapitalist sistem organları ağzında salyaları...
her zaman yanımda musevi arkadaşlarım oldu çocukluğumdan beri ve belki de o yüzden türklerde hiç görmedğim kadar bir sempati besledim israil'e çok da sildiğim söylenemez bunu;diplomatik ilişkiler benim insani ve coğrafi beğenilerimi değiştirecek kadar kuvvetli olamadı olmasın da.
ama x ülkesi y ülkesinin azına sıçmış z ülkesi y ülkesine yemek vs gibi ufak yardımlar götürmek istemiş x ülkesi z ülkesine de y ye yaklaştığından pek farklı yaklaşmamış.
çok basit ve düz bir mantıkla burada suçluyu x ülkesi olarak belirlemek bir ilkokul çocuğunun bile becerebileceği kadar basit bir düz mantık örneğidir.
yalnız böle durumlarda görülmeyeneleri konuşulmayanları düşünmek sorgulamak ve tartışmak gerekir.
hiç bir zaman ortak paydada birleşememiş bir medya aynı sözleri tek bir ağızdan söylüyorsa orada ya çok doğru bir şeyden bahsediliyordur ya da birileri kandırılmaya,hedef şaşırtılmaya çalışııyordur.
evet az nüfus ve yüzölçümüne,diğer ülkelerle kıyaslanmalarına vs.sine bakılacak olursa israil büyük bir güçtür.başka büyük güçler de vardır.bu başka büyük güçler bir büyük güç paydaşlıktan çıkınca pastadan daha büyük dilim yiyeceklerini görürlerse,dünün düşmanıyken bugünün kankası haline gelebilecektir.
duyguları sömürüp ittifakına destek bekleyecektir.
ancak bu hassas konuda bu kadar acımla ters bir yorumda bulunma riskine girmek istemesem de, o gemideki insanların zaten gözden çıkarılmış olduğunu düşünmekten kendimi alamıyorum.

vicdanlılığınızdan başkasının kar elde etmesine izin vermeyin.

devletler hukuku almış ve vermiş bir insan olarak önerebilirim ki nato gibi bir birlik filistinin bağımsızlığını güvence altına almalıdır fakat reel dünyada işe yaramayack teoremlere mahkum hukuk sitemi sadece türkiyenin değil tüm dünyanın yarasıdır.

yazık bize insanlar ölmüyor sadece,insanlık ölüyor.

20 Nisan 2010 Salı

böler,parçalar,yönetir,çiğner tükürür.

dünyanın bir yerinde eğlence olsun diye yunusları kesip biçip kan gölüne dönüştürüyorlar denizin güzelim mavisini.
nükleer santraller kurup havamızı zehirliyorlar,içtiğimiz çayın kırmızısı kahverengi bugünlerde.
havaalanlarında yatan, ağlayan, evine gitmeye uğraşan insanlar var doğa ana artık patladı yapılanlara diye.
adalet desen kalmamış.
hukukçu bir arkadaşımla konuştum geçenlerde.aslında kendisi ne hukukçu ne de arkadaşım.bir avukat, kendisinin çantalı hırsız olması,kurnaz olması,bildiklerinin doğruluğu karşısındakinin yanlışlığı o kadar büyük zevk verir ki kendisine,ben adaletten haktan bahsettiğimde bana bu içi boşaltılmış kavramlara hala inandığım için acıdı,kapitalist sistemde nasıl ayakta duracağıma dair tavsiyeler yağdırdı.biliyorum ki binlercesi böyle.biliyorum ki artık ben de her ne kadar lüks sayılacak bir evde yaşasam da şimdilerde böyle bir evde yaşamak için ruhunuzu satmanız gerekcektir,sistem elinize 3 kuruş para verince 5 kuruşunu geri isteyecektir,siz de indirip pantolonunuzu arkanızı dönüp vermekten haz duyar hale geleceksiniz.ah durun yoksa geldiniz mi?daha yeni başladık oysa yola...

telefonum çaldı şimdi:
-aloo!nerde o savaş?
-savaş mı?yanlış numarayı aradınız sanırım.
-pardon pardon.

savaşı aradıysanız yanımda değil pek sevmem kendisini zaten,siz peşinden koşmak isterseniz buyrun tutacak halim kalmadı.

yeyin birbirinizi.o kadar istekle akıyor ki salyalarınız.aranıza girip üstümü kirletmek istemiyorum bugün.daha önemli işlerim var değer yargılarımla...

inandığınız kelimeler,giydiğiniz kıyafetler,saç kesiminiz,kitaplarınız...her biri öyle çok farklı kombinasyonda tekerrür ettirilecek ki bu markalar dünyasında;
kavramlarınızdan,inançlarınızdan,tarzınızdan ödün vereceksiniz, farklı olmak adına aynılaşmaya sürükleneceksiniz?yoksa sürüklendiniz mi bile?özür dilerim ben de belki öyle...

23 Şubat 2010 Salı

atma seneye de giyersin.

gün gelir devran döner o izlerken güldüğün ayakkabı senin de başına gelir.her ne kadar nefretle baksam da tekrarlara tarih tekerrür den ibarettir.
herkes herkesi sevmeye zorlanamaz,kimse herkes tarafından her zaman doğru bulunamaz,ama böyle aşırı tepkileri neden alıyorum ben diye kendine bakıyor musun merak ediyorum.sen de insansın ya hani aşık olmuş evlenmişsin çocuğun olmuş falan,duyguların vardır.büyük makamlara gelmişsin,demek düşünmüş uğraşmış okumuş öğrenmiş didinmişsin.
bir şeyler bir yerlerde yanlış gidiyor görmez misin?